kıvıl-2

YA BEN BEN DEĞİLSEM?

Dünyaya geldim ve bana bir sırt çantası verdiler. Bana layık görülen rollerim yüklenmişti bu çantaya. Yük ile başladım hayat denen maceraya. Ben bu çantayı peşimde sürükledim durdum. Ha bir de aslında doğduğumu ve ana rahmi ile bağımın kesildiğini ruhum maalesef kabul etmemiş onu da epey sonra fark ettim. Çantam ve ben biçilen kimliklere her adımda yenilerini yükledik ve giderek daha ağır yürümeye başladık. Bu kimlikler arasında seyrüsefer halindeyken kim olduk bilmem?

Hayat bir çember çizdi bana ya içinde ol dediler ya dışında. Oysa ki ben çemberin sınırlarında gezmek istiyordum. İnce çizgiler üzerinde..

 Bir gün sen kimsin diye sordu bir dost. Durdum. Sustum. Adım, yaşım, mesleğim, anneliğim, kendi annem, babam bir sürü şey geldi dilimin ucuna olmadı. Sustum. Bir adım attım ve aynaya yaklaştım. Kimdim ki ben? Ya da kim değildim bana yapışan tanımlamalardan hangisi değildim. Gerçekleri gösteren ayna ile ilk karşılaşmam da ayaklarım yandı adım atıp yaklaştıkça aynaya daha fazla yandım. O ateş ayaklarımdan yukarıya doğru akmaya başladı. En son gözlerim isyan etti. Bakmamak için çırpındım durdum ama artık çok geçti. Başladı farkındalık yolculuğu. 40 yaşıma merhaba dememe birkaç ay kala ilk defa 30 yaşımda yaşadığım bu yakıcı ateş bir kere daha ayaklarıma ulaştı. Hayat devam edip döndükçe dünya bu devam edecek sanırım. 

İnsanoğlunun en büyük gizemi ve en büyük başarısı kendini keşfedebilmektir. Neden mi? “maalesef dürüst davranamadığımız ilk kişi kendimiz”. Bunu başarabilen bireyin baş edemeyeceği problem yoktur.

Çoğumuz bizim olmayan, bize uymayan üzerimizde birkaç beden büyük ya da küçük duran bir hayatı yaşamaya çalışıyoruz ve bu süreç başarısızlıkları, mutsuzlukları, çıkmazları getiriyor hayatımıza. Başka başka birey ya da toplumların dayattığı tanımların içine sığdırmaya çalıştığımız bir hayatı yaşama çabası ile, bu tanımlara sığmayan ya da doldurmayan beynimiz ve yüreğimiz hastalanıyor zamanla. Buna rağmen bu balon hayatın içinde yaşamaya çalışıyoruz. Hem de en büyük yalanları kendimize söyleyerek. Bu bizi sorumluluk almaktan alıkoyduğu için zaman zaman kolay geliyor. Her birimizin içinde gerçek bir ışık var ve o ışık biz izin verirsek biz aydınlatır beynimizi ve yüreğimizi,  biz izin verirsek yansır dışarıya ve yansıdıkça çoğalır, daha fazla güçlenir.

Balon bir hayatın içinde yaşıyorsak eğer; olumlu yönlerimizi konuşmayı ve konuşulmasını çok severiz veya tamamen kurban rolüne girer ve umutsuzu, olumsuzu anlatırız sürekli. Olumsuzluklarımızı kendimize bile söylemekten kaçınırız veya iyi güzel olandan kaçarız hep. Sihirli aynalara bakmayı tercih ederiz ve o bize hep “en güzel sensin”  ya da “ acıların çocuğu benim zavallım” der.

İçimizdeki korkak yabancıdır aslında aynadan gelen bu ses. Buna hemen inanırız çünkü; inanmak en kolayıdır. Çünkü gerçek ben ile karşılaşmak zordur, yorucudur, sorumluluk almayı gerektirir. Değişimi ve bedeller ödemeyi gerektirir. Biliriz ki herkesin söylediğini unutabiliriz, görmezden gelebiliriz. Ama kendimize söylediklerimiz asla unutulmaz. Yalan da olsa asla unutulmaz. İçimdeki yabancı her adımda karşıma çıktı ve dur dedi. Konfor alnını terk etme.

Bu ilk adım, ilk basamaktır ve üzerinde durmakta en fazla zorlanacağınız basamaktır. Sürekli hareket eden bu basamak uzun süre kalmanız gereken yerdir. En derin mevzular buradadır. En büyük yüzleşmeler ile burada karşılaşacaksınızdır. Çünkü en önemli adımdır ilk FARKINDALIK adımı.

Kendi gözlerinizin içine doğrudan bakıp ta o gerçek ayna da bu benim, hayatım bu ve bunu fark ettim diyebilmek ve kabul edebilmek için beyninizin ve ruhunuzun buna hazır olması… Bu hazır olma duygusu bazen kolay gelir ancak bazen yıllar süren bir sancıdır. Bir kişi, bir söz, bir olay kıvılcım etkisi yaratır. Bazen hayatınızda en mutlu olduğunuz dönemde başlarsınız keşfe, bazen dibe vurduğunuzda.

Kendime notlar yazdım 30 yaşımda şimdi yenlerini yazıyorum 40 yaşım merhaba;

Hayatı akışında, sadece hissederek yaşamak isteyenlerdenim.

Şairin dediği gibi ve Ceren’ imin hep söylediği gibi “hayat sunulmuş bir armağandır insana”

Kendim gibi yaşamak, ben olarak, benim gibi, huzurla yaşamak. Böyle kala bilmek ve keyif almak.

Derinlikleri hissetmek…

Kendi ışığını gittiğin her yere götürmek ve paylaşarak çoğalmak…

Ancak o zaman büyüyor yüreğim…

Her yanlışımda, her yoldan çıkmamda biraz daha büyüyorum. Kendimle olan her yüzleşmem yeni bir başlangıç oluyor. Bu hiç bitmiyor, sürekli,  öğreniyorum, evriliyorum. Her an yeni bir ben daha oluyorum, çoğalıyorum.

Her yeni başlangıçta ben biraz daha ben oluyorum işte…

Beni buldukça nefes alıyorum, nefes aldıkça daha da özgür ve huzurlu hissediyorum kendimi, nefesim daha temiz, daha derin, daha güçlü oluyor ve her bir zerreme dokunuyor…

Yeni başlangıçlar, yeni nefesler ile yeni yoğunlaşmalar başlıyor. Neye yoğunlaşırsa insan o çoğalıyor.

Yeni başlangıçlar için, güzel şeyler için  çok fazla yorulmamak gerektiğini öğretti hayat, yoğunlaşmak ve evrenin dengesine, akışına bırakmak yaşanacakların dengesini de bozmamak gerekiyor.

 Ben oldukça beni sevdikçe ışık daha fazla aydınlatır gerçek beni ve benleri…

kıvıl-3

Küçük YAŞA büyük OL

O kadar kocaman bir hayat hayali kurmuştum ki ben.

Kocaman ev, kocaman arabama, kocaman başarılar, kocaman şehir, kocaman ofis, kocaman tatiller, kocaman çevre…

Hep inanırdım, hala inanıyorum hayal ettiğim her şey gerçek oluyor. Korku içinde zihnimden geçenlerde dâhil. Bir gün hayal ettiğim her şey oldu. Kocaman olan o şeylerin bir gün beni yutacağına hiç ihtimal vermemiştim. Bu sebeple de o hayaller tek tek gerçeğime dönüşürken o kocaman hayatın içinde minicik kalmış ve kendine ayıracak vakti olmayan bir kadın olmuştum. Sahip olduğum her şeyin bir gün beni kölesi yapacağını hiç düşünmeden. O kocaman kocaman olan tanımlamalar kime aitti ve ne zaman zihnimde benimmiş gibi düşündürmeye başlamıştı?

 Varlıklarından şikâyet etmiyorum. Sadece ihtiyacım olan gerçekleri bir tarafa atacak hangi aptallıkları tercih etmiştim ki tadını alamıyordum ve bu kocamanlar ne zaman bana saçma gelmeye başlamıştı. İstemiştim olmuştu ama galiba onları da sevmeyi ve kabul etmeyi ihmal etmiş bana hizmet ettiklerini unutmuştum. Ve onlara hizmet eden haline geldiğimi fark ettiğimde çok büyük bir yorgunluk hissetmeye başladım. O yorgunluğu atmam çok zamanımı aldı. Şimdi sadece beni mutlu edip keyifle yaşamama izin verecek olan her şeyi hayatıma davet etme zamanı.

Kocaman değil sade, küçük ama beni büyük kılacak olanlara açtım kollarımı. Bundan kastım bana ait olan varlıklarımdan arınmak ve kopmak değil. Var olanların bana en sade haliyle fayda sağlamasına imkân vermek için benim olmayanları terk etmek. En sade özüme ulaşmak.

Evet; ne istediğimi daha iyi bilen bir ben var artık. Ben ki onların nerde ne zaman geleceğini artık biliyorum. İstemeyi öğrendim hayattan. İstediğim ve gerçekleşen her şeye layık olduğuma inanıyorum artık. Ve küçümsemiyorum onları, seviyor ve bana layık olmalarını istiyorum.

Küçülmek, sadeleşmek; her zihin ve kalp için farklı anlamları var. Bendeki neydi acaba?

Ben sordum kendime.

“Bana ait olmayan neler var?”

Bazen cevap bir eşya, bazen bir kimlik, bazen bir duygu, bazen bir insan, bir şehir, bir alışkanlık, bir tanım, bir hayal oldu. Tek tek yüzleştim hepsi ile.

“Hangi seçimler sebebi ile gelmişlerdi hayatıma?”

“Hangilerini gereksiz derecede değerli kıldım?”

“Hangilerine bana ait olmayan anlamlar yükledim?”

“Hangilerini neyin yerine koydum?

“Neydi beni huzursuz eden, neden süremiyordum keyfini?”

“Olmasaydı onlar neler değişirdi hayatımda?”

“Dur ve düşün hangilerini küçülterek hayatını ve gerçek seni büyütürsün?”

“Gerçeğimi yaşamaktan alıkoyan nelerden arınmalıydım? “

Ne diyordu Da Vinci “ Sadelik en yüksek gelişmişlik düzeyidir.”

blog-kivilcim-mer

HAYAT FISILDIYOR- DENGE

Ne zaman dünyaya, evrene, yaşama bütün olduğumuz algısı ile bakmayı öğrenirsek, aldığımız nefes o zaman anlamlı hale gelecek. Ben olmak bilincinin önemini anlayıp, hazmedip ben olmanın aslında bütün ve biz olmaktan geçtiğini algılamaktır insanı anlamlı kılan. Bütün olmak dengede olmaktır.

Hayatın bütünselliğini kabul ettiğinizde onun muhteşem akışının bize öğrettiğini ve fark yaratmak yeteneklerimizi, yenilenmek, dönüşmek yeteneklerimizi keşfetmemiz için fısıldadığını göreceğiz. Hayat her an anlatıyor. Hayat zihnimize ve yüreğimize fısıldıyor. Duymak isteyenin duyacağı şekilde fısıldıyor.

Bunu öğrenmek için zihnimizde ve yüreğimizde bizim oluşturduğumuz bariyerleri aşmak gerek. Kolay olmayan bir süreç bu, kendini bütüne adamak algısına gelmek için kabule geçmek önemli olan. Mücadele ve savaşa çevirmeden, barışık bir algı ile akışa dâhil olarak bütünsellersek kendimizi dengeye doğru yol almaya başlarız.  Anlam arayışının savaşından çıkıp, doğru verdiğimiz her şeyin bize doğru döndüğünü kabule geçme zamanıdır şimdi. İçinde olduğumuz bütüne hizmet ederek ben olmanın ve dengenin gücüne ulaşma zamanı.

Öğrendiğimiz ve bize öğretilen tüm çaresizlikleri üzerimizden çıkarma zamanı. Herkesten ve evrendeki her varlıktan öğrenmeye ve bütün olmaya hazır olmak için açmalıyız kendimizi. Bunun için bağlarımızı güzel kurmalıyız evrenle ve kendi içimizdeki bizle.

Doğanın kendini yenileme gücünün yüceliği bize önemli bir öğreti. Bir olmadığımız dünyanın bize isyanını ve ne anlatmaya çalıştığını görebilsek. İstifçi ruhumuzla komik çabaların içinde dönüp durmaktan vazgeçme zamanı dediğini duyabilsek dünyanın.

Bu yüzleşmeyi gerçekleştirerek özümüzde var olanlara ulaşmak zamanıdır şimdi. Enerjimizi kaptırdığımız tüm tuzaklardan kurtulmak ve kendimizi keşfetmektir bütüne faydalı olan denge.

20200523_230246

DAYATMA BAŞARI HİKÂYELERİ

Sanal başarı hikâyelerinin pompalandığı, toplumların keskin köşeli tanımlarla yaşattığı başarı olgusu içinde kendini, yönünü, özü ile bağlantısını kaybeden bireylerin oluşturduğu bir dünyada yaşamaya çalışıyoruz. Kendimizi ifade edemediğimiz bir başarı hikâyesinin içinde bırakın yaşadığımız dünyayı kendimize  fayda sağlamak ne kadar mümkün?

Olmuşluk yanılgısı, bu balon başarı kısıtlarının bize sunduğu sonuçlardan sadece biridir. Bu olmuşluk yanılgısı içinde ruhlarımızın sürdürülebilirliğini kaybettik.

Bu sanal balon hikâyeler bir pazarlama planı dâhilinde bize dayatılıyor. Sanki bize en uygun olan ve gerçekten mutlu yaşamanın anahtarı gibi hepimize satılan bu yanılgıyı satın almaya devam ediyoruz.

Bireylerin ve dolayısıyla toplumların gelişim ve sürdürülebilirliğini baltalayan bu düzeni sorgulayarak farkındalığa ulaşanlar ve farklılığın kendi olmak olduğunu algılayanlar, kendi potansiyelini keşfedenler gerçekten nefes alanlar olacaktır.

Bizlere her şeyi başarabileceğimiz, hem de alkışlanacak şekilde başarabileceğimiz dayatılarak, edilerek birbirimize benzememiz yönünde ilerleyen bir planın parçaları oluyoruz.

Ana amaç ne?

“ Birbirine benzeyenlerden oluşan toplulukları gütmek daha kolay?” diye mi acaba diye sormaktan alıkoyamıyorum kendimi.

Hangi sistem bunları bize getirdi?

Neyin korkusu itti insanı bu noktaya?

original

Blog – test-3

“Sed ut perspiciatis unde omnis iste natus error sit voluptatem accusantium doloremque laudantium, totam rem aperiam, eaque ipsa quae ab illo inventore veritatis et quasi architecto beatae vitae dicta sunt explicabo. Nemo enim ipsam voluptatem quia voluptas sit aspernatur aut odit aut fugit, sed quia consequuntur magni dolores eos qui ratione voluptatem sequi nesciunt. Neque porro quisquam est, qui dolorem ipsum quia dolor sit amet, consectetur, adipisci velit, sed quia non numquam eius modi tempora incidunt ut labore et dolore magnam aliquam quaerat voluptatem. Ut enim ad minima veniam, quis nostrum exercitationem ullam corporis suscipit laboriosam, nisi ut aliquid ex ea commodi consequatur? Quis autem vel eum iure reprehenderit qui in ea voluptate velit esse quam nihil molestiae consequatur, vel illum qui dolorem eum fugiat quo voluptas nulla pariatur?”