1234

GELSİN HAYAT

Gidiyor bir sene daha

Geliyor ömrümüze bir sene daha

Her yıl gibi aldıkları ve verdikleri ile bizi biz yapan bir yıl daha

Yaşam bize sunduğu her şeyi ile muazzam

Her bir öğreti ile hayran bırakıyor kendine

Attığım her adım da bir veda bir merhaba

Çok yoğun yaşanan bir yılın ardından yine yeni bir ben ile tanışma hali

Bile bile ateşlere yürüyüp yanıp kül olmak ve yeniden bir benden öteye varmak

Sancılar

Sanrılar

Hayaller

Kırıklıklar

Sevmeler

Kopmalar

Gözyaşları

Kahkahalar

Hüzün

Neşe

Kalabalık

Yalnızlık

Var olmak

Hiçlik

Keder

Keyif

Hep iç içe oldu bende

Birinin bile eksik olmadığı bir yıl daha

Her şeyin EN ÇOK yaşandığı yıllardan biri

Gidiyorum şimdi

Gördüğüm ufuk çizgisine doğru

Ne olacağını biliyor ve yine de yürüyorum

Durmak yok benim doğamda

Yine kök salmadan hiçbir yere

Kendi özüme uzanan kollarımla

Yürüyorum

O uslanmaz anarşist ruhumla Kendimle kendime karşı yürüyorum

(Demir aldım kendimden…)

123

YILLAR

Saçlarımı taramadan geçirdiğim gün sayısı ne kadar çoktu bu yıl dedi bir dost bugün

Düşündüm de ben saçlarımı taramayalı ne çok zaman olmuş

Saçlarımı taradığım gün sayısı ne kadar azdı son yıllarda

Kendi kendine sarmaş dolaş halleri

Birbirlerine tutunmaları

Düğüm düğüm olan uçları ile ben seviyorum bu halini

Kuralsız

Tanımsız

Ahenkle yaşamaya çalışanlara inat

Ahenksiz dans eden halleri tam da ben gibi değil mi?

Ahenksiz

Darmaduman

Kendi ritminde

İyi ki de böyle işte

Kendi yolunda…

köpek-çocuk

MELEKLER VE ÇOCUKLAR

Birlikte eğlendikten sonra yanyana uzanıp, aile olan bir çocuk ve bir köpek ve daha bir sürü örneği varken nasıl olur da hala bu meleklerin canını yakan karanlık ruhlar yaşamaya devam edebiliyor utanmadan, bedel ödemeden, arsızca…

Her gün başka bir haber

Ne oluyor da sana hiç bir şey yapmayan bir varlığa bu kadar acımasız davranabiliyorsun insanoğlu?

Nasıl bir karanlık bu

Yaşam alanlarını gasp ettiğimiz ve kendimizi dünyanın sahibi sandığımız bu kirli yüzyıl biter mi bir gün

Sokakların dili olsa ne ağıtlar yakardı gördüğü vahşetler karşısında

Sen insan sen ne zaman anlayacaksın?

Bir köpek İle AYNI olduğumuzu

Bir kedi ile AYNI olduğumuzu

Bir karınca ile AYNI olduğumuzu

Bir kuş ile AYNI olduğumuzu

Yavrusunu beslemek için yuvasından uzaklaşan bir ayı ile AYNI olduğumuzu

Dünyanın HİÇ birimize ait olmadığını ve hepimize sunulmuş bir lütuf olduğunu

Acıttığın her canın bu evrende bir yerde ağıtlarının yankılandığını…

Ne zaman hatırlayacaksın senin adının İnsan olmasının bir sebebi olduğunu?

Önce kendini sev ve anla neden varsın?

demir-aldim-kendimden

Demir Aldım Kendimden

Basit olan güzeldir

Sade olan her şey özeldir

Kimlik yüklenmemiş olan her şey kıymetlidir

Bırak saçın başın dağınık kalsın

Kuralsız dökülsün yüzüne, omuzlarına

Gülümserken kırışsın göz çevren

Islansın gözlerin

Gülümsemek en güzel şey zaten

Nasıl görünüyorum kaygısı olmadan gülümse

Yüzün sırılsıklam olsun ağladığında

Gözyaşların korkusuzca aksın

Boynuna, saçlarına karışsın

Dağılsın yüzün gözün

Bir tüy hafifliginde olan özün, yeri geldiğinde kocaman kayaları, dağları dengede tutar terazide

Özü en sade, en asil, en dolu olanıdır insanın

Kusur diye tanımlananlar seni ayıran özel ve en tutkulu yönlerin olabilir

Bırak kendini dedi büyük adam…

Gülüşünün şansı onu gören yüreğin kime ait olduğu ile ilgilidir,

Bu yüzden sen en çok kendine gülümse…

(Demir aldım kendimden…)

dügüm

Düğüm

Hayat bazen düğüme dönüşür

Sen çözmeye çalıştıkça düğüm direnişe geçer Daha da sıkılaşır ellerini kanatmaya başlar

Ve “bırak beni” çığlığı atar

Hayat bazen düğümün üzerine düğüm atar

Tutmaya çalıştıkça canın daha çok acır

Anlatmaya çalışır gitmen gerektiğini

Vazgeçmek özgürlüğüne sahipsin der sana

Vazgeç

Yol değişebilir

Hayallerin ne diyor kulak ver

Gerekirse kes düğümleri ve sıfırla kendini

Yan

Kül ol

Yeniden doğ

Ve gerekirse bunu sonsuz kere deneyimle

Buna cesaretin varsa aslında var olmak hiç bitmeyen bir serüven

Sonsuzluğa dönsün ruhun yüzünü

(Demir aldım kendimden…)

bitmeyen bir serüven

Sonsuzluğa dönsün ruhun yüzünü

(Demir aldım kendimden…)

serefe-hayat

Şerefe Hayat

Bu hikaye ilginç

Aydın Boysan ile rakı içmek için evren bizi bir araya getirdiğinde 34 yaşındaydım

Ilkinde onu tanıyan birileri sebep olmustu

İkincisi ise onun girdiği bir meyhanede ben tek başıma rakı içerken bir yandan telefonla konuşurken duyduğum bir ses ile

Sen burda mısın sokak kızı? Sesinde şaşırmam ile…

Başka şehir, başka mekan

İş icin gittiğim bir şehirde aksam gün batımında kendime küçük bir masa yapmışım ve bir anda o sesle “hocammm” diye fırladım yerimden

Sesimden tanımıştı beni

Nasıl bir zeka Nasıl bir hafıza

Bir iki saat sohbet ettiğin birinin sesini 1 yıl sonra hatırlamak…

Plansız gelen o akşam neler öğretti bana

Neler sundu hayat önüme

Nasıl bir iç acısı çektim o gece

Birde gündüz düştüğüm için parçalanan dizimin acısı, içimin acısına alev tutuyordu sanki

Ben gercekten sokağın kızıyım

Yuvamda olmaktan keyif alsamda kendimi kafeste hissetmek bana ağır geliyor

Amaçsızca yürümeliyim yollarda

Saçma sapan koşmalıyım

Sınırlar çizilen her duruma karşı elimde olmadan kafa tutuyorum

Düşündüğümü anında denememe engel olan her durumda çığlık atmaya başlıyorum

Ben sokak kızıyım

Başımı gökyüzüne kaldırıp görebildiğim kadar varım

Saçma sapan şarkı söyleyip dans edebildiğim kadar güzelim

Elimi uzatıp havaya dokunabilince seviyorum hayatı

Kendi kendine koyduğu engeller içinde varolmaya çalışan insanoğlu olamadım hiç bir zaman

Elini tutmak istiyorum denizin

Koynunda uyumak istiyorum bulutların

Dudağından öpmek istiyorum güneşi

Tadına bakmak istiyorum toprağın

Birlikte çığlık atmak istiyorum rüzgarla

Bunları anlattığım canım hocam Boysan

Döndü ve dedi ki ” E yap kim engel?”

Baktım durdum kim engel diye

Ah benim zihnim dur dur ki ben ben olayım

Yüreğimle hayata karışayım

Şerefe hayat bu kadeh sana!

(Demir aldım kendimden…)

esekleri-nasil-bilirsiniz

Eşekleri nasıl bilirsiniz?

İnsanların birbirlerine hakaret ederken kullandığı “Eşek misin? Eşek olsa ayni çukura 2 kere düşmez, Eşek olsa anlamıştı, Eşek gibi inat”… gibi bir garip benzetmeler kullandığı gerçek.

Peki acaba anlamlı, derin ve hatta birazda kırgın bakan dünyaya yarı küskün bu canlıların aslında zeki, dikkatli, dost, oyuncu olduğunu biliyor muyuz?

Eşeklerin inatçı mı yoksa cok fazla kendilerini koruma dürtüsü ile mi yaşarlar? Aslında zorlayıcı ve korkutucu yaklaşımlara tepki olarak durmaları mı bizim inatçı diye onları yaftalamamız.

Asil olmadıklarını düşündüğümüz bu canlılara bakış açımız normal mi?

İnsanoğlunun her tür eziyetine ve acımasızlığına maruz kalan bu canlar da bizim için

“İnsan işte, insan mısın bu kadar kötüsün, insan beyinli” … diye geçiriyorlar mıdır acaba yüreklerinden?

Asil olduğumuzu düşünüyorlar mıdır?

Zorla hükmederek kendi kendini kontrol etmekten aciz insanların elinde kaldığın için mi bize bu küskün bakışlar?

Özür dileriz

Bizi affetmen için ne yapmamız gerek?

Bir kere olsun bakın bir eşeğin gözlerine, bir sokak kedisinin ürkek bakışlarına, size havlarken aslında korkuyorum demeye çalışan sokak köpeğinin beden hareketlerine.

Unutmayalım bir de onlara sokak lakabını da biz taktık, sanki sokakları onlara bırakmışız gibi, sokak kızıyım ben onlarla birlikte yol alan…

Bazen bir kedi, bazen bir köpek, bazen bir fare, zaman zamanda üzgün bakan bir Eşek olurum…

benden-ote-blog

Bir sen varsındır senden öte…

Öyle bir döneme gelmişsindir ki hayatta;
Ne güzel sözler, övgüler şımartır seni
Ne de ağır sözler eskisi gibi yıpratır seni
Onaylanma ihtiyacı hissetmezsin
Kimsenin senin hakkında ne düşündüğü ile ilgilenmezsin
Duyduklarını sorar sorgularsın ama yargılamazsın
Sevdiğin, keyif aldığın şeyleri yapmak için çabalarsın
Yarın için yatmazsın uykuya, bilirsin çünkü an şu an
Uçlarda yaşadığın öfke, kızgınlık gibi duygular gelir yoklar seni ve gitmesi gerektiğinde gider. Uzun uzun konaklamaz yüreğinde
En fazla tat aldığın şeyler değişmiştir
Daha kolay “Hayır” demeyi öğrenmişsindir

En çok kendini beğendiğin, en çok rahat ettiğin şeyleri giyersin, kim ne der demeden Başkalarının değil kendi iç sesini duymaya başlamışsındır
Kimseyi kıskanmazsın
Bilmiyorum demenin güzelliğini kesfetmişsindir
Hatalar için ne kendine kızarsın ne de başkalarına
İmkansız, kesin, asla kelimeleri çıkmıştır hayatından
Duyguların için kendini savunmazsın
Zayıflıklarını bilir, kabul edersin ama bunun için kendini hırpalamazsın
Bir yolda yürümek için kim benimle yürüyor diye kaygılanmazsın
Hayatı kontrol edemeyeceğini görmüşsündür

Kimseyi değiştiremeyeceğini ve kimseninde seni değistiremeyecegini fark etmişsindir
İyi ve kötü demezsin kimselere
Başarmak, kazanmak gibi kaygılar bitmiştir
Bir tüy hafifliğindedir artık ruhun çünkü yaşanan her şey o anda kalmıştır
Bir sen varsındır senden öte…

blog-photo

BENMİŞİM HİÇMİŞİM

Kaf Dağında, ulu bilge ağacında yaşayan  Simurg ve ya Zümrüdü Anka Kuşu; kuşlar diyarının her derdine çare olduğuna inanılan yüce kuş.

Ölümü hissettiğinde, kuru ağaç dallarından yaptığı yuvasını tutuşturan güneşe teslim olup, o yuva ile birlikte yanan kuş. Yuvası ile yanarak küllerinden yeniden doğan bir varlık.

Kuşlar Diyarında terslikler var ise kuşların onu bulmak için ve dertlerine derman olması için 7 vadiyi geçmeleri gerekirmiş. Kaf Dağı için aşılması gereken bu 7 vadi, kendi özümüzden bizi ayıran 7 günah gibi değil midir aslında?

1. vadi İstek veya Arayış Vadisi, yalnızlık hissettiren vadi.  Nereye gitmek istediğini bilenlerin geçebildiği vadi. Bu yaşıma kadar sık sık ziyaret ettiğim sisli vadi. Zaman zaman çıkamayıp kaybolduğum ve sil baştan dediğim vadi. Belki de insanoğlunu kendine yolculukta sınayan en belirsiz vadi.

2. vadi Aşk Vadisi; Tutku, azim ile yola çıkılan ve tuhaf büyülü vadi. Zaman zaman olmayanı olmuş etmeye çalışınca seni dışarıya atan vadi.  Yeterince irdelemeden peşine kapılıp gittiklerimizin gerçeğini keşfedemezsek yine başa dön diyen vadi. Kaç kere geçtim acaba bu ömrümde o vadiden ve kaç kere daha geçerim acaba bu ömrümde.

3. Vadi Marifet veya Bilgelik Vadisi, deneyimlerimiz ve öğrendiklerimizin aslında cehaletimiz olduğunu fark edemez isek ve onlara körü körüne bağlı kalır isek bizi içine çekip yutan vadi. Ne bilirsem bileyim, bildiklerimi kullanmayı bilmiyorsam anlamı olmadığını anlamam gereken bu vadi ile aramız pek de iyi olmadı uzun zaman. Öğrendim sandığım her şeyin bir hayal olduğunu anlayana kadar kaldım bu vadide. Ta ki tamam ben bilmiyorum demeyi öğrenene ve dönüşmeye kabule geçinceye kadar girdabında tuttu beni.

 4. vadi İnançsızlık Vadisi; Çok ama hiç olduğunu anlayanların başarılı olabileceği vadi. Her şeyin anlamsızlığı inancı ile kendimi bırakıp yokum artık diye uzunca özümle savaştığım vadi. Hiç bir şey olamamak kaygısının esiri olduğum vadi. Ta ki bir şey olmak zorunda olmadığımı anlayana kadar geçemediğim vadi.

5. vadi Yalnızlık vadisi; tek ben varmışım gibi. Her olumsuzluk ya da her güzellik sadece bana özelmiş gibi kendi kendime savaşlar verdiğim vadi. Hem kurban rolü hem kendime hayranlık çelişkilerinin beni sardığı ve ben olmayı sahip olmak sanıp kendi kendimin kölesi olduğum vadi.  Aynı amaca sahip olduğumu unuttuğum vadi. Ben olmak, özüme ulaşmak değil mi ki dünyaya geliş amacımız? Bunu anlayınca, kendi birliğimi tanıyınca, yaşadığım evren ile birliğimi kabul edip sevince, güç kaygısını terk edince uçup uzaklaştığım vadi.

6. vadi Dedikodu Vadisi; fısıltılarla dolu bu vadi. Kulaktan kulağa fısıltıların kanatlarımda yarattığı ağırlık ile uçmayı beceremediğim vadi. Sen yapamazsın, ne gerek var? , uğraşma olmayacak, olsa e olacak ki fısıltılarının gökyüzünde devleştiği vadi. Kulaklarımı benim sesim zannettiğim bu fısıltılardan kurtarabildiğimde geçebildiğim vadi.

7. vadi BEN Vadisi; herkesin fikri var vadisi diyorum ben bu vadiye. Kendim dâhil banane ve sanane demeyi öğrenene kadar tutsak kaldım bu vadide. Uzun bir tutsaklıktı bu. Hiçbir tanımlamaya girmek zorunda olmadığımı ve kimse olmak zorunda olmadığımı anlayana kadar kaldım bu vadide. Akıl verenleri terk etmeyi öğrenene kadar kaldım. Yargılayanların acizliğini fark edene kadar kaldım.

Eleştirmenin zavallılığını görene kadar kaldım. Kendi şifamın sadece kendim olduğunu anlayana kadar kaldım. Kimse olmadığımı anlayana kadar kaldım. Yanıp kül olmadan, hiç olmadan benden öteme geçemeyeceğimi görene kadar kaldım. Özümden uzaklaşmanın yakıcı ateşini hissedene kadar kaldım.

Ulaşmaya çalıştığım şeyin özüm olduğunu gördüm ve çıktım o vadiden. Yeni bir vadi yolculuğuna çıkana kadar. Olmak yok, olmayacak, devam edecek yanıp küllere dönmek ve hiçliğe ulaşmak için yolculuk.

Kuşların yolculuğu nasıl bitmiş derseniz eğer;  yola çıkan kuşlardan otuz tanesi bu 7 vadiyi aşıp Kaf Dağına ulaşabilmiş ve orada anlamışlar ki SİMURG: OTUZ KUŞ demekmiş. Yani aradıkları SİMURG diğer adıyla ZÜMRÜD-Ü ANKA kuşu aslında kendileriymiş.

engelsiz-bir-yürek

Engelsiz Bir Yürek

Çocukluğum Canım Büşra’m Birlikte gecen güzel yıllar Oyun arkadaşım Sırdaşım Gönlümü görenim Hayal ortağım Elele yürürken sokakta anlatsana yanından geçtiğimiz her şeyi derdin, sana anlatırdım Renklerini sorardın yediğimiz şeylerin Sonra “kırmızı gibi kokuyor” “Sarı gibi kokuyor” “Yeşil gibi kokuyor ” derdin anlatırken Bunu insanlar içinde kullanmaya başlamıştık En çok mavi ve beyaz gibi kokan insanları severdin Renkler sende koku olmuştu ve ben halâ renkleri kokularla hatırlıyorum, sayende her rengin bir kokusu var bende… Basketbol oynamaya giderdik epeyce uzak bir sitede potaya ve basket diye çığlıklarımız zıplamalarımız… Duygularımın en derinini gören yüreğin çooook büyüktü ve senin deyiminle bembeyaz kokardı… Beni rüyanda gördüğünü anlatmıştın bir gün O rüyayı öyle anlattın ki ben içinde gezindim resmen rüyanın… Saçlarıma dokunup severdin beni Ne zaman saçlarımı kısa kestirsem aklıma sen gelirsin… Benim canım çocukluğum Benim canım hayal perim Senin bembeyaz kokan, engelleri olmayan yüreğinden öperim Büşra’m dünyayı senin yüreğinden görebilmek isterdim … Engel olan bazen gözlerimiz Şimdi düşünüyorum dönüp bakıyorum benim hayal gücümün gelişmesine ne kadar destek olmuşsun sen. Kendi hikayemizi yazardık Geleceği konuşur heyecanlanırdık Zihnimin engellerinin büyük bir kısmını seninle aştım ben Çok isterdim o yılları dondurabilmeyi ve hep o rüyada yaşamayı Sen benim çocukluk şansımsın. #3aralıkdünyaengellilergünü