20200515_110508

KÖKLERİNDEN KEYİF ALMAK

Ne kadar karma bir gene sahibim. Anne ailemden gelen en başı belirsiz olan bir yolculuk ile saraya zorla getirilen ve devşirme olan bir kökten gelen yanım, tutsaklık ve özgürlük kodlamalarımı anlamlandırmama yardımcı oluyor.

Sarayda yıllar sonra lakabı Divane olan büyük dedemizin, gururu yüzünden girdiği açlık grevi ile yaşama veda edişi bugün hayata karşı verdiğim bazı tepkilerin hangi kodlama ile olduğunu anlamlandırmama yardımcı oluyor. O deli hallerim ve isyanlarımın geldiği yer.

Dedeleri ünlü bir pehlivan olan Baba ailemin, Halep’te sancak beyini bir güreşte yendiği için sürgün edilen, yurdundan, topraklarından kovulan ve bu şekilde ailesi ile yollara düşen ve yeni hayata yürüyen inat ve tutkusu.

Ailesi ile geldiği bölgenin en verimsiz, simsiyah taşlardan ibaret, ağaç gölgesi bile olmayan yerde inadına bir yaşam kuran MerdaMerd Pehlivan hayata olan bağlılığım ve direncimi anlamlandırmama yardımcı oluyor.

Karmanın anlamlarıma kattığı o muhteşem renkler. Köklerim dünyanın her yerinde ve ben gökyüzünde sınırsız her yerde nefes alabilen bir ruhum…

Ben oralı, buralı değilim. Her yer ve Her şeyim…

kıvıl-1

VAKİTSİZ GELEN

Kendimi zamansız doğan bir çocuk gibi hissediyorum şimdi.  Okyanusun üzerinde göç ederken habersiz gelen fırtınanın ortasında kalan bir kuş gibi. Kozasından ayrılma vakti geldiği halde kanat çırpıp uçacak yeri olmayan bir kelebek gibi, korkuyorum kullanmadığım bu kanatlar kuruyup kalacak sanki.

Hepimiz gafil avlanmış gibi hissediyoruz aslında ama kendimizi ve yaşamımızı nasıl yeniden inşa edip dönüştüreceğimize dair çıkış yolları bulmak için bir eğitim alanındayız şimdi. Gerçek bir dönüşüm hikâyesi yazmak için ayağa kalkma zamanı.

Aslında olabilme ihtimali olan her şeye karşı bizim başımıza gelmez algısı ile yaşamaya alışmış bir topluluğuz biz. Tedbirli olmak mayamızda yok.  Bu bir yandan da başka bir kabiliyet geliştirmemize sebep olmuş galiba. Hızlı uyumlanma yeteneği. Bu yönüyle bakıldığında biz birçok topluma göre daha avantajlıyız aslında. Ancak bu dönemde şartlar biraz farklı. Uyumlanırken dönüşmemiz ve evirilmemiz gerekiyor. Yaşanan şeyin bir travma olduğu ortada. Karanlık bir Kaos. Hep inanırım ki her kaos kendi çözümünü içinde barındırır.

Ve tabi kolay olmayacak. Kabullenmemiz gereken çok fazla yeni şey olacak yaşamlarımızda. Zihnimiz, bedenimiz bir çok travmayı tanıyor. Krizler, savaş ekonomileri, salgın hastalıklar. Ancak alışkın olmadığımız şey hepsinin bir arada ve tüm dünyayı aynı anda sınıyor oluşu. Her topluluk karakter eğilimleri ile tepki veriyor duruma. Kimileri korkup evlerine kapanıyor, kimileri bize bir şey olmaz diye aldırmadan hayata devam etmeye çalışıyor, kimileri otoritelere karşı isyan ve şikâyet halinde, kimileri biz bu düzende nereyi suiistimal edip kazanç sağlarız diye düşünüyor, kimileri her şeyi kabullenip bekliyor ne olacak diye.

Fark ettim ki tüm toplumların ayrı ayrı gösterdiği bu eğilimlerin tamamı bizim ülkemizde karma halde var. Gerçek bir kültür mozaiği olduğumuz zaten açık seçik ortada. Ben tüm dünyayı bu tür sıkıntılardan kurtaracak ne olur diye düşünürken dönüp kendi ülkeme batığımda gördüğüm manzara tam da bu.

Biz ne yaparız da tüm bu süreçten öğrenerek dönüşmüş bir toplum olarak çıkarız acaba? Neyi diğerlerinden farklı yapma yeteneğimiz var. Bunu toplumlar bazından tut da şehirler, aileler, şirketler bazında da ayrı ayrı düşündüğümde her topluluğun ayrı bir kahramanlık hikâyesi yazacağına da inancım var. Ortak; ancak her birimizin ayrı detaylara sahip olduğu bir kaosumuz var. Hepimizin işine yarayacak tek ortak yol “iyi olmak için ne yapılabilir? ” diye düşünmek. Benim ve tümün faydasına olacak ne yapabilirim diye düşünmek zamanı. Biliyorum hepimizin derin kaygıları var. Kaygılar bizi bir çözüme götürmüyor. İçinde kaybolup gitmemeliyiz.  Ne varsa değiştirebileceğimiz onlara odaklanıp kendi yaralarımızı en iyi kendimiz tedavi edebiliriz inancına odaklanmalıyız. Her birimiz kendimiz ve bütün için harekete geçmeliyiz.

Şimdi gerçekten çalışma ve bu biterken yapılacaklara odaklı hazırlık yapma zamanı. Korkuları atıp bir kenara “şu anki yaptığımı yapamazsam ne yapabilirim?”  “Yerine ne koyarım? “ sorularının cevabı için düşünme zamanı.

Kaygılara yenik düşmeden içimizdekileri ortaya koyma gücünü gösterme zamanı. Bu düzeni biz yaptık, değiştirmek te bizim elimizde.

Yani vakitsiz gelmedi bu fırtına, bize zamanıdır hadi demek için burada…

kıvıl-2

YA BEN BEN DEĞİLSEM?

Dünyaya geldim ve bana bir sırt çantası verdiler. Bana layık görülen rollerim yüklenmişti bu çantaya. Yük ile başladım hayat denen maceraya. Ben bu çantayı peşimde sürükledim durdum. Ha bir de aslında doğduğumu ve ana rahmi ile bağımın kesildiğini ruhum maalesef kabul etmemiş onu da epey sonra fark ettim. Çantam ve ben biçilen kimliklere her adımda yenilerini yükledik ve giderek daha ağır yürümeye başladık. Bu kimlikler arasında seyrüsefer halindeyken kim olduk bilmem?

Hayat bir çember çizdi bana ya içinde ol dediler ya dışında. Oysa ki ben çemberin sınırlarında gezmek istiyordum. İnce çizgiler üzerinde..

 Bir gün sen kimsin diye sordu bir dost. Durdum. Sustum. Adım, yaşım, mesleğim, anneliğim, kendi annem, babam bir sürü şey geldi dilimin ucuna olmadı. Sustum. Bir adım attım ve aynaya yaklaştım. Kimdim ki ben? Ya da kim değildim bana yapışan tanımlamalardan hangisi değildim. Gerçekleri gösteren ayna ile ilk karşılaşmam da ayaklarım yandı adım atıp yaklaştıkça aynaya daha fazla yandım. O ateş ayaklarımdan yukarıya doğru akmaya başladı. En son gözlerim isyan etti. Bakmamak için çırpındım durdum ama artık çok geçti. Başladı farkındalık yolculuğu. 40 yaşıma merhaba dememe birkaç ay kala ilk defa 30 yaşımda yaşadığım bu yakıcı ateş bir kere daha ayaklarıma ulaştı. Hayat devam edip döndükçe dünya bu devam edecek sanırım. 

İnsanoğlunun en büyük gizemi ve en büyük başarısı kendini keşfedebilmektir. Neden mi? “maalesef dürüst davranamadığımız ilk kişi kendimiz”. Bunu başarabilen bireyin baş edemeyeceği problem yoktur.

Çoğumuz bizim olmayan, bize uymayan üzerimizde birkaç beden büyük ya da küçük duran bir hayatı yaşamaya çalışıyoruz ve bu süreç başarısızlıkları, mutsuzlukları, çıkmazları getiriyor hayatımıza. Başka başka birey ya da toplumların dayattığı tanımların içine sığdırmaya çalıştığımız bir hayatı yaşama çabası ile, bu tanımlara sığmayan ya da doldurmayan beynimiz ve yüreğimiz hastalanıyor zamanla. Buna rağmen bu balon hayatın içinde yaşamaya çalışıyoruz. Hem de en büyük yalanları kendimize söyleyerek. Bu bizi sorumluluk almaktan alıkoyduğu için zaman zaman kolay geliyor. Her birimizin içinde gerçek bir ışık var ve o ışık biz izin verirsek biz aydınlatır beynimizi ve yüreğimizi,  biz izin verirsek yansır dışarıya ve yansıdıkça çoğalır, daha fazla güçlenir.

Balon bir hayatın içinde yaşıyorsak eğer; olumlu yönlerimizi konuşmayı ve konuşulmasını çok severiz veya tamamen kurban rolüne girer ve umutsuzu, olumsuzu anlatırız sürekli. Olumsuzluklarımızı kendimize bile söylemekten kaçınırız veya iyi güzel olandan kaçarız hep. Sihirli aynalara bakmayı tercih ederiz ve o bize hep “en güzel sensin”  ya da “ acıların çocuğu benim zavallım” der.

İçimizdeki korkak yabancıdır aslında aynadan gelen bu ses. Buna hemen inanırız çünkü; inanmak en kolayıdır. Çünkü gerçek ben ile karşılaşmak zordur, yorucudur, sorumluluk almayı gerektirir. Değişimi ve bedeller ödemeyi gerektirir. Biliriz ki herkesin söylediğini unutabiliriz, görmezden gelebiliriz. Ama kendimize söylediklerimiz asla unutulmaz. Yalan da olsa asla unutulmaz. İçimdeki yabancı her adımda karşıma çıktı ve dur dedi. Konfor alnını terk etme.

Bu ilk adım, ilk basamaktır ve üzerinde durmakta en fazla zorlanacağınız basamaktır. Sürekli hareket eden bu basamak uzun süre kalmanız gereken yerdir. En derin mevzular buradadır. En büyük yüzleşmeler ile burada karşılaşacaksınızdır. Çünkü en önemli adımdır ilk FARKINDALIK adımı.

Kendi gözlerinizin içine doğrudan bakıp ta o gerçek ayna da bu benim, hayatım bu ve bunu fark ettim diyebilmek ve kabul edebilmek için beyninizin ve ruhunuzun buna hazır olması… Bu hazır olma duygusu bazen kolay gelir ancak bazen yıllar süren bir sancıdır. Bir kişi, bir söz, bir olay kıvılcım etkisi yaratır. Bazen hayatınızda en mutlu olduğunuz dönemde başlarsınız keşfe, bazen dibe vurduğunuzda.

Kendime notlar yazdım 30 yaşımda şimdi yenlerini yazıyorum 40 yaşım merhaba;

Hayatı akışında, sadece hissederek yaşamak isteyenlerdenim.

Şairin dediği gibi ve Ceren’ imin hep söylediği gibi “hayat sunulmuş bir armağandır insana”

Kendim gibi yaşamak, ben olarak, benim gibi, huzurla yaşamak. Böyle kala bilmek ve keyif almak.

Derinlikleri hissetmek…

Kendi ışığını gittiğin her yere götürmek ve paylaşarak çoğalmak…

Ancak o zaman büyüyor yüreğim…

Her yanlışımda, her yoldan çıkmamda biraz daha büyüyorum. Kendimle olan her yüzleşmem yeni bir başlangıç oluyor. Bu hiç bitmiyor, sürekli,  öğreniyorum, evriliyorum. Her an yeni bir ben daha oluyorum, çoğalıyorum.

Her yeni başlangıçta ben biraz daha ben oluyorum işte…

Beni buldukça nefes alıyorum, nefes aldıkça daha da özgür ve huzurlu hissediyorum kendimi, nefesim daha temiz, daha derin, daha güçlü oluyor ve her bir zerreme dokunuyor…

Yeni başlangıçlar, yeni nefesler ile yeni yoğunlaşmalar başlıyor. Neye yoğunlaşırsa insan o çoğalıyor.

Yeni başlangıçlar için, güzel şeyler için  çok fazla yorulmamak gerektiğini öğretti hayat, yoğunlaşmak ve evrenin dengesine, akışına bırakmak yaşanacakların dengesini de bozmamak gerekiyor.

 Ben oldukça beni sevdikçe ışık daha fazla aydınlatır gerçek beni ve benleri…